7 Nisan 2014 Pazartesi
bekle
Yalan yok, bekliyordum. Beklemiş olduğumun farkına çok sonra vardım. Bu izafiyetten ötürü yenilmiş sayıldım, zaafiyetten değil.
geceye not
"we've paid the price for this cruel device
till we have nothing left to pay"
Söz azalmakta , aynı boşluk, benzer umut, cehennem
Belki yarın.
10 Şubat 2014 Pazartesi
avare
Hoşnut değilim bir süredir. Hayatımın dsm** kitabındaki kriterler yerine başka, güzel bir kitaba benzemesini istedikçe, hareket etmek, koşmak, hayata katılmak gerekliliği arttıkça evdeki dağınıklığa, toza, o delirtici sessiz fotoğrafa çekiliyorum. Hayatıma ait sevip tekrarladığım imgeler; yağmur, tren, yolculuk, düş vs. yoklar ve aslında hepsi bir sabah kahvaltılık ömre sığacak kadar azmış.
Yas, depresyona benzer demişlerdi. o zaman bilmiyordum ikisini de. Uzun süre de bilmedim. Sonra bir gün, sadece bir günde ikisi birden çıkageldi. Benzeseler de aynı değiller, ayırabilecek kadar ayığım hala, ne kadar süreceğini bilemesem de. Şimdi o hayatın en ortasındaki, damardayım. Bir ses var korkutan, bu kadar yakınken, herkes yukarda, dışardayken duyduğum. Kıyıya alışmıştım, o rüzgara ve buraya neden , hangi yolla geldiğime dair en ufak bir fikrim yok.
Ortada olunca, bir gün geliyor ve yastan sıyrılmak, yeni bir şey seçmek istiyorsun. Bir ülkede, güzel biriyle tanışıyorsun mesela, gayretle. Babasının öldüğünü, kitap yazmakta olduğunu söylüyor. Dünyasına tanıdık olmaktan mı bilinmez, sevmek istiyorsun O'nu, saçlarını okşuyorsun falan, kısa oluyor sevmek. Dönünce arayamıyorsun, yeni seçenekler korkutuyor, serde tekinsizlik var kendine.
İşe gitmek, kimse anlamasın diye , anlamıyorlar ne güzel. Yorulacak bir şey yok, yine de yorgun oluyorsun akşamları. İki sayfa çevirmek, yattığın yerden bir film seyretmek dahi mümün olmuyor. Bu yorgunluk haline karşın uyku gelmiyor, uyku gelmedikçe kan şekerin düşüyor, gece gece yiyecek bir şeyler aranıyorsun. Xanax yetişiyor imdada, sigara, kahve ve daha bir çok şeyin yanında bağımlılıkların çoğalıyor günden güne. Seni seçmekten alıkoyan, durduranlar artıyor.
Yasta beni en çok şaşırtan, insanların umursamazlığa varan metanetleri oldu. Kızmıyorum, çünkü ben de onların yasları karşısında muhtemelen aynıydım. Biraz abartılmış bir varlık "insan" denen. Oysa ne güzel bir yaz başlamıştı geçen yıl. Uzun süreden beri yaşıyor saymıştım kendimi o toz ve gaz bulutu arasında. Bir gün, sadece bir gün ve şarkıdaki gibi; "her şey boşluğa".
Ölümsüz tutkunun sesi Chavela Vargas , el andariego şarkısını çok güzel söylerdi. Bir arkadaşım biz de "andariego" yuz demişti bir gün. " Avare" anlamına geliyormuş, başıboş gezip duran. Bilmiyorum, bir yerlerde, böyle insanlar olduğunu bilmeye ihtiyacım var sadece. Ve onlarla olma dirayetini gösterebilmek bir de.
Bir gün yine yola çıkma gücünü bulursam, yönümü güneye çevirmek, yüzümü güneşe dönmek istiyorum galiba. Kar ve yağmurlu tüm hatıraları geçmişte bırakabilmek. Babası ölünce kitap yazmaya başlayan güzel birilerine bakmak istiyorum korkmadan.
Derken doğa duymuş gibi, yolları ıslatmaya başladı gece gece. Xanax da etkisini göstermeye. Uykuya benzemeyen, düşsüz griliğe teslim olacağım yine, ama en azından bu geceyi notsuz bırakmıyorum. Çalsın bando, yürüyelim başıboş, somos todos andariegos (hepimiz avareyiz).
geceye not
Yas, depresyona benzer demişlerdi. o zaman bilmiyordum ikisini de. Uzun süre de bilmedim. Sonra bir gün, sadece bir günde ikisi birden çıkageldi. Benzeseler de aynı değiller, ayırabilecek kadar ayığım hala, ne kadar süreceğini bilemesem de. Şimdi o hayatın en ortasındaki, damardayım. Bir ses var korkutan, bu kadar yakınken, herkes yukarda, dışardayken duyduğum. Kıyıya alışmıştım, o rüzgara ve buraya neden , hangi yolla geldiğime dair en ufak bir fikrim yok.
Ortada olunca, bir gün geliyor ve yastan sıyrılmak, yeni bir şey seçmek istiyorsun. Bir ülkede, güzel biriyle tanışıyorsun mesela, gayretle. Babasının öldüğünü, kitap yazmakta olduğunu söylüyor. Dünyasına tanıdık olmaktan mı bilinmez, sevmek istiyorsun O'nu, saçlarını okşuyorsun falan, kısa oluyor sevmek. Dönünce arayamıyorsun, yeni seçenekler korkutuyor, serde tekinsizlik var kendine.
İşe gitmek, kimse anlamasın diye , anlamıyorlar ne güzel. Yorulacak bir şey yok, yine de yorgun oluyorsun akşamları. İki sayfa çevirmek, yattığın yerden bir film seyretmek dahi mümün olmuyor. Bu yorgunluk haline karşın uyku gelmiyor, uyku gelmedikçe kan şekerin düşüyor, gece gece yiyecek bir şeyler aranıyorsun. Xanax yetişiyor imdada, sigara, kahve ve daha bir çok şeyin yanında bağımlılıkların çoğalıyor günden güne. Seni seçmekten alıkoyan, durduranlar artıyor.
Yasta beni en çok şaşırtan, insanların umursamazlığa varan metanetleri oldu. Kızmıyorum, çünkü ben de onların yasları karşısında muhtemelen aynıydım. Biraz abartılmış bir varlık "insan" denen. Oysa ne güzel bir yaz başlamıştı geçen yıl. Uzun süreden beri yaşıyor saymıştım kendimi o toz ve gaz bulutu arasında. Bir gün, sadece bir gün ve şarkıdaki gibi; "her şey boşluğa".
Ölümsüz tutkunun sesi Chavela Vargas , el andariego şarkısını çok güzel söylerdi. Bir arkadaşım biz de "andariego" yuz demişti bir gün. " Avare" anlamına geliyormuş, başıboş gezip duran. Bilmiyorum, bir yerlerde, böyle insanlar olduğunu bilmeye ihtiyacım var sadece. Ve onlarla olma dirayetini gösterebilmek bir de.
Bir gün yine yola çıkma gücünü bulursam, yönümü güneye çevirmek, yüzümü güneşe dönmek istiyorum galiba. Kar ve yağmurlu tüm hatıraları geçmişte bırakabilmek. Babası ölünce kitap yazmaya başlayan güzel birilerine bakmak istiyorum korkmadan.
Derken doğa duymuş gibi, yolları ıslatmaya başladı gece gece. Xanax da etkisini göstermeye. Uykuya benzemeyen, düşsüz griliğe teslim olacağım yine, ama en azından bu geceyi notsuz bırakmıyorum. Çalsın bando, yürüyelim başıboş, somos todos andariegos (hepimiz avareyiz).
geceye not
25 Mayıs 2013 Cumartesi
geceye not
Geceyi tutuyorum arada, söz verdiğim gibi bir zamanlar. Ama özledim de yahu, deniz fenerleri aşkına.
22 Mayıs 2013 Çarşamba
çarşamba blues
Kötü gün, kötü haberler her yerden. Yalnızlık almış başını gitmiş bir yandan. Hep "küçük şeyler" kalmış yaz öncesi bir akşamı yaşayacak. Bir süredir müzik çalmıyordu evde, yası kendi başına yaşamaktı bu zaman. Ev dağınık, kafa öyle.Hep konuşuyordu insanlar, yazışıyordu, kimse bir yere gitmiyordu; evde, kafede, işte, barda duruyorlardı öyle, duruyor ve konuşuyorlardı. İçimi seyrediyordum ben, yolcumu arıyordum orada bir yerde. Bir köy arıyordum bir de. Zamana yenik düşüp terkedenlere,terkettiklerime küfrederken, bir böyle sakin tutuyordum aklımı. Ölü bir sevgili de geliyordu gözlerimin önüne, gözlerimi sıkı sıkı kapatıyordum o zaman...
Yağmurlu, yeşilli bir coğrafyada yaşayamamaktan muzdarip isyankar halleri bir yana itip, yolculuk edenleri düşünmek daha iyiydi bu akşam. Adından gayrı pek bir özelliklerini bilmediğim, insanların öykülerine,fotoğraflarına göz gezdirdim. Neresinden katsaydım ömrüme diye düşündüm, ve zaten ömrümdü onlar aslında.
En iyi yaptığım iş aylaklıksa, öyle yaptım ben de. Bir yoldaş hayali kurdum ki favorimdir her daim. Her yaz başında kabuslarıma konu olan o kasaba yine öğle uykusu rüyama girdi. o kadar kötü değildi bu kez. Belki tanıdığım en güzel insanlardan olan C.... ve C.... de dahil olduklarındandır. Her zamanki gibi neşeli halleri ile yeni bir yolculuğa çıkıyorlardı.
Hep küçük şeylerdi yaşamı var eden. Kendime ve herkese öneri olsun; bir kişi sizi bildiğini, anladığını büyük büyük iddialı sözcüklerle anlatmak durumunda kalıyorsa, o kişi sadece kendini temize çekmek istiyordur. Zira yaşamda insana gereken sessizliktir. Aynı yolda gittiğini sadece bir sabah kahvaltısında, sessizce denize bakarken anlarsın biriyle. Söz ise insanın kendisiyle konuşmasına yarar en çok. Şimdi olduğu üzre.
Sonra bir gece konsere gittim, orada elinden tutmaya korkmadığım biri ile. Videodaki dört güzel insan, hepimizin elimizden tuttu bir yerinde. O an anladım ağlamayalı ne kadar çok zaman geçmiş olduğunu.
Erkan Oğur, Jehan Barbur, Ceylan Ertem, Elif Çağlar... insan aklını sakin ve kendine tahammül eder kılan güzel insanlardan bir kaçı. Bir diğerleri Anadolu yollarında köylerde, çocuklarla oyun oynuyorlar. Hiç değilse bu akşam delirmek yok sessizlikten o halde.
Yağmurlu, yeşilli bir coğrafyada yaşayamamaktan muzdarip isyankar halleri bir yana itip, yolculuk edenleri düşünmek daha iyiydi bu akşam. Adından gayrı pek bir özelliklerini bilmediğim, insanların öykülerine,fotoğraflarına göz gezdirdim. Neresinden katsaydım ömrüme diye düşündüm, ve zaten ömrümdü onlar aslında.
En iyi yaptığım iş aylaklıksa, öyle yaptım ben de. Bir yoldaş hayali kurdum ki favorimdir her daim. Her yaz başında kabuslarıma konu olan o kasaba yine öğle uykusu rüyama girdi. o kadar kötü değildi bu kez. Belki tanıdığım en güzel insanlardan olan C.... ve C.... de dahil olduklarındandır. Her zamanki gibi neşeli halleri ile yeni bir yolculuğa çıkıyorlardı.
Hep küçük şeylerdi yaşamı var eden. Kendime ve herkese öneri olsun; bir kişi sizi bildiğini, anladığını büyük büyük iddialı sözcüklerle anlatmak durumunda kalıyorsa, o kişi sadece kendini temize çekmek istiyordur. Zira yaşamda insana gereken sessizliktir. Aynı yolda gittiğini sadece bir sabah kahvaltısında, sessizce denize bakarken anlarsın biriyle. Söz ise insanın kendisiyle konuşmasına yarar en çok. Şimdi olduğu üzre.
Sonra bir gece konsere gittim, orada elinden tutmaya korkmadığım biri ile. Videodaki dört güzel insan, hepimizin elimizden tuttu bir yerinde. O an anladım ağlamayalı ne kadar çok zaman geçmiş olduğunu.
Erkan Oğur, Jehan Barbur, Ceylan Ertem, Elif Çağlar... insan aklını sakin ve kendine tahammül eder kılan güzel insanlardan bir kaçı. Bir diğerleri Anadolu yollarında köylerde, çocuklarla oyun oynuyorlar. Hiç değilse bu akşam delirmek yok sessizlikten o halde.
26 Nisan 2013 Cuma
5 Ocak 2013 Cumartesi
bakmak
Yazmıyorum, yazamıyorum. Dostumun dediği gibi ; "Yazılamıyor gerçek acı..." ve aslında, yaşanamıyor bile. Ömrün ilerledikçe biraz daha sessiz kalıyorsun sadece. Tek yol kalıyor şimdi; bakmak dünyaya olduğunca... ve yaptığım da bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








